20 Kasım 2007 Salı

BULGARİSTAN'DA TÜRKLER TÜRKİYE'DE KÜRTLER


Partimizin (DTP) kongresinde konuşma metnimize Bulgaristan örneğini almamız karşı güçlerde korku ve telaşa yolaçtı. Onlarca yazı ve konuşmada burokratik siyasal kültüre ve taşralı zekaya uygun tepkiler ile karşılaştık.
“Kim demiş devlet birey içindir. Bireyler devlet içindir.” diyen ortaçağın karanlık delhizlerinden esinlenmiş olan Kara Kuvvetleri Komutanına bir tek eleştiride dahi bulunamayan feodal zihniyetli yazar-çizer, 'aydın' yığını, bu güne kadar ülkenin hiçbir sorununu eline yüzüne bulaştırmadan ve kriz üretmeden çözemeyen devletin geleneksel gericiliği karşısında her sorunu toplumsal çıkarları göz önüne alarak çözmeye çalışan DTP'ye her türlü saldırıda bulunmaktadırlar. Bu yazı DTP'nin tarihsel rölünün anlaşılması için kaleme alınmış.
Batı uluslaşması ve aydınlanması yuzyıllar boyunca yerde feodal beylere gökte tanrıya karşı verilmiş sosyal, siyasal ve entellektül mücadelelerin üzerinde şekillenmiştir. Bu ulusların kurduğu devletler burjuva aklın edimselliğiydi.
Bu tarihsel koşullar kapitalizmin doğuşuna ve yükselen burjuvazinin feodal gericiliğe karşı verdiği mücadelelere denk düştüğü için uluslaşma olumlu tarihsel bir momentti.
Buna karşılık doğuda yıkılan imparatorlukların mirası üzerine kurulan devletler çok uluslu olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, aynı zamanda batı ulus devletlerinden farklı olarak doğuda ulus devletler burjuva akılcılığından yoksun olarak ortaya çıkmışlardır. Bundan dolayıdır ki Cumhüriyetin kuruluşu üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen taşralı burokaratik zihniyet bazen bir general bazende sözde aydın olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Osmanlının yıkıntıları üzerine kurulmuş olan Türkiye ve Bulgaristan çok uluslu ama tek bir ulusa dayanan ve burjuva kültürel gelişmişlikten yoksun iki devlettir. Bu nedenle burjuva demokratik bir anayasa ile çözülebilecek olan basit bir ulusal sorunu ellerine yüzlerine bulaştırarak kendi siyasal tarihlerinin en büyük krizi haline getirmişlerdir. Devlet ülkemizin toplumsal ve siyasal sorunlarını üçbüçük darbe ile çözmeye çalışmış. Bulgaristan'da son yıllar hariç onlarca yıl diktatörlükle yönetilmiştir.
Burda sadece Bulgaristan'daki Türklerin konumu örnek olarak ele alınacaktır. 1878'de Osmanlı-Rus savaşından sonra Bulgaristan bağımsızlığını kazandı. Multi kültürel bir sosyal yapı devralan Bulgar devleti ulusal sınırları içinde kalan Türkleri izole ederek asimile etmeye çalışmıştır. Bulgaristan Türkleri klasik uluslaşma süreçlerine uygun olarak biçimlendirilmeye çalışılmıştır.
1925'te 150-200 000 cıvarında Türk yine Bulgarlarla yapılan anlaşma ile Türkiye'ye getirilmiştir. Bununla birlikte 1878-1944 arasında Bulgar hükümetleri azınlık hakları anlaşmasına genel olarak uymuşlardır. Bu dönem boyunca Türk okullar kendi yönetimlerinde eğitim görüyor ve Türkçe kitap ve gazete basarak dağıtabiliyorlardı.
9 temmuz 1923 darbesinden sonra Türkler etnik ayrımcılığa tabi tutuldu. Ve Yerlerinden sürüldü. Türk okullarına verilen 3 milyon Leva hükümet tarafından kesildi, bu okulların öğretmenleri emeklilik haklarından mahrum edildi ve okullar otonomilerini kaybettiler. Türklerin politik yaşama katılımları düşürüldü. 1923'te 10 türk milletvekili varken 1925'te 5'e düştü ve ensonu 4 Türk milletvekili kaldı.
1971'de yeni Jivkov yönetimi Bulgar olmayan vatandaşları ülkeden çıkarma kararını açıkladı. Bulgar Kominist partisi “hemen hemen ülkenin tek etnik tür ve mükemmel bir homojenliğe yakın olduğunu” deklere ediyordu. Bu anlayış bulgaristanın azınlık politikalanın tamamen değişmesine yol açtı. 1971'de azınlıkların asimilasyonu açık bir devlet politikası haline geldi. 1973'te “tek Bulgar milleti” sözleri resmi yazında gözükmeye başladı. Ve en sonu 1979'da Todor Jivkov Bulgaristandaki ulusal sorunun halk tarafından tamamıyla ve kategorik olarak çözüldüğünü ilan etti. Bunun siyaset dilindeki karşılığı Türk etnik kıyımı, baskısı ve zorla göçertilmesi olacaktı. 1984'te Türklere karşı radikal bir stratejik değişim yapıldı ve Bulgar resmi yazınında Türk kelimesi çıkarıldı. Bunun yerine müslüman Bulgar vatandaşları denildi. Ve dahası Bulgar isimleriyle Türk isimleri değiştirildi ve Türk devletinin Kürtlerle ilgili söylemine benzer şekilde Türklerin Bulgar kökenli olduğu iddia edildi. Yeni kitaplarda Türk kelimesi çıkarıldı. 1970'lerin ortalarında Türk okullar kapatılmış ve Türkçe basın yayım sınırlandırılmıştı. Bu politikalar 1984-85 arasında zirveye ulaştı ve uygulamaya sokuldu. 1984-89 yılları arasında diktatörlük Türk halk kimligine doğrudan saldırdı. Onların adları Bulgar adları ile değiştirildi, Türk dili ve Müslüman dinsel ritueller yasaklandı.
Ve böylece mart 1985'te Bulgaristan sonunda “Bulgaristan'da yaşayan herkesin Bulgar” kabul edildiği tek bir uluslu devlet halindeydi. Genel Kurmay Başkanının “Türkiye'de yaşayan herkes Türktür. Aksini düşünen vatan hainidir.” sözleriyle dönemin Bulgar diktatörünün sözleri ne kadarda benzer değil mi? Bu durum Türk halkında bir isyana yol açtı. 1984'te binlerce Türk Benkovskide bir gösteri yaptı . Türkler 27 Aralık 1984'te Momchilgrad belediye binasının önünde isimlerinin değiştirilmesini protesto etmek için toplandı. Gösteri zorbaca bastırıldı. 1985 Ocak- Şubatında Yablonovo kenti Bulgar ordusu tarafından kuşatıldı 34 kişi öldürüldü ve 30'a yakın insan vurularak yaralandı. Onlarca Türk eylemci tutuklandı. Türklere yeni Bulgarca isimlerle değiştirilmiş kimlikler verildi. Türkçe köy ve kasaba isimleri değiştirildi. Doğum ve evlilik sertifikaları sadece Bulgarca isimlerle basıldı. Geleneksel Türk giysileri dahi yasaklandı. Evler basıldı ve bütün Türklükle ilgili her işaret kaldırıldı. Camiler kapatıldı. Tahminen 500 ile 1500 arasında insan öldürüldü bu dönemde. Bütün Türkçe kurslar kapatıldı ve Türkçe evlerde dahi yasaklandı. Ensonu mayıs 1989'da Jivkov'un konuşmasında bütün musluman Bulgarların göç edebileceğini açıklaması üzerine 369,839 kişi Türkiye'ye doğru göçe başladı. 320 bin kişi sınırı geçmeyi başardı. Yılın sonunda 154,937 kişi Türkiye'de iyi karşılanmadıkları gerekçesiyle Bulgaristan'a geri döndü. 214,902 kişi Türkiye'de kaldı. Ve büyük bir çoğunluğu hala burda yaşıyor.
Diktatörlüğün devrilmesinden ve esas olarak AB üyeliğinden beri demokratik bir anayasayı kabul eden Bulgar hükümeti Türk azınlığın kimliğini ve kültürel haklarını tanıyor. Artık Türkler Bulgarıstan'da özgür. Her alanda kendi dilini özgürce kullanıyor. Bulgar ulusal radyosu bir çok programını Türkçe yapıyor. Bulgar resmi vebsitesi Türkçe olarak ta yayınlanıyor. Bulgar ulusal televizyonu Türkçe haber ve programlar yapıyor. Aynı zamanda birçok Türkçe gazete basılmaktadır. 1991 de Bulgar hükümeti okullarda Türkçe dil derslerini yeniden başlattı. Ve Türk halkının hakları anayasal bir güvenceye kavuşturuldu.
Sonuçta Bulgar Türkleri kendi kimliklerini korumaktan, özgürce kendi ana dillerini konuşmaktan sonderece mutlular ve geleceğe umutla bakmaktadırlar. Türklerin haklarını alması durumunda Bulgaristanın bölüneceğini iddia ederek Türklere karşı etnik temizlik yapmaya kalkan diktatörlerin hiçbiri artık yok. Türkler haklarını aldı ve Bulgaristan bölünmedi. Bölünmediği gibi Türkiyenin 50 yıldır kapısında dilenciye döndüğü AB'ye demokratik bir Bulgaristan olarak bir kaç yılda girdi.
Sıra şimdi Türkiyedeki irk ayrımcı politikaların terk edilerek tüm halkarın kendi kimliklerini tanıyarak kültürel haklarını demokratik bir anayasal güvence altına alarak Kürtlerin de geleceğe umutla bakabilecekleri ve Türklere karşı önyargılarının kırıldığı, özgür yurttaşlar olarak birlikte yaşamalarını sağlamaktır.
Ertuğrul Özkök geleneksel devlet gericiliğinin dayatmalarını kabul etmemiz halinde her şeyin düzeleceğini iddia etmektedir, yani tercüme edersek Bulgaristan'daki Türklere “Jivkov'un taleplerini yerine getirirseniz her şey sizin için daha iyi olacak” demektedir. Eğer kendisi samimi ise devleti Kürtleri isyana sürükleyen etnik ayrımcı politikalarından vazgeçemeye çağırsın. Demokrtatik bir anayasa altında yaşayan Kürtlerin bu ülkeyi nasıl sahiplendiklerini işte herkes o zaman görecek.
Bulgaristan örneği bu iki ülkenin benzer ulusal sorunlara sahip oldukları her ikisininde aynı etnik ayrımcılığı uyguladıkları ( Bulgaristan'da çözümlenmiş bir sorun) ve esas olarakta Türk halkına Türkiye'deki Kürtlerin durumunda olan Bulgaristan'daki Türkleri örnek göstererek empati kurabilmelerinde yardımcı omak için verildi. Ne bir mödel olarak sunuldu ne de sorunların çözüm anahtarı olarak. Sadece bütün tarihsel örneklerinde olduğu gibi bir ulusal sorunun gerçek çözümünün ezilen ulusu kapsayacak bir demokratik anayasa olduğunu göstermeyi amaçlamıştık.
Mutlak bir gerici egemenlik kurmak isteyen her diktatörlük, kendisinden çıkarsandığı maddi varlığın bir sonraki yapılaşmış bütünlüğü karşısında tüm heybetine rağmen çökecektir. Ve er ya da geç Hegel'in burjuva aydınlanmasını coşkuyla karşıladığı ve onu evrenin şafağı olarak gördüğü sözlerinde olduğu gibi; “Güneş gök kürede durmaya ve çevresinde gezegenler dönmeye başladıktan bu yana ilk defa insan AKLI dünyayı yönetiyordu. Bu yüzden o görkemli bir şafaktı.”
Ve bu gün bizim için aslolan tüm bu gerici histeri karşısında AKLI Hegel'in zamanındaki özgülüğüne, o eski tahtına oturtarak tüm toplumsal ve siyasal hayatın yöneticisi yapmaktır.

0 yorum: